ÇOCUK KIMDIR?
Önceki devirlerde gerek ana-babalar gerekse eğitimciler çocuğu adeta "İnsan
Ufağı" olarak görüyor ve ona böyle davranıyordu. Dolayısıyla çocuktan yetiksin
bir insandan bekleyebilecek tepkiler ve davranış örüntülerini bekliyorlardı. Bu
düşünce tarzı zaman ilerledikçe geçerliğini yitirdi. Özelikle gönümüzde bunun
tam aksine çocuk eğitiminde, çocuğun kişilik-gelişim duygulanım vs açısından
farklı ve kendine özgü olduğu görüsü hâkim olmaya başlandı. Çocuk kendine özgü
bir birey olarak kabullenildi ve onun ilgi ve ihtiyaçlarına göre yaklaşım
biçimleri benimsendi.
O halde çocuğu tanımlamak gerekirse en uygun tanım ne olur? Kimdir Çocuk?
"Doğduğu andan itibaren kendine has karakter, davranış, duygu, zekâ ve görüntüye
sahip, ayrı ayrı yaratıcılık gücü ilgi ve yeteneklerle donatılmış insan
yavrusuna çocuk denir."O halde çocuk eğitiminde temel alacağımız mihenk noktası
bireysel farklılıklar olmalıdır. Her çocuğu değerlendirirken onun biricik
özellikler taşıdığını kabullenmeli ve bu tarz davranışlar getirmeliyiz.
DİSİPLİNNEDİR?
Disiplin sözcüğü toplumumuzun önemli bir kesiminde yanlış çağrışımlar
yapmaktadır. Gerçekte disiplinin "Bizim evde kesinlikle çocuğa disiplin
uygulanmaz" ya da "Biz çocuk eğitiminde disiplini yanlış buluyoruz." gibi
ifadelerden oldukça uzak bir anlamı vardır. Bu sözcük pek çok anne babayı
korkutur. Disiplin en basit şekliyle "eğitim "demektir. Diğer bir değişle
"öğretici, düzenli davranış ve yetkinlik kazandırıcı yetiştirme " demektir. Her
aile kendi kültürel düzeyiyle, sınıfsal konumuyla ve ahlaki yapısıyla kendi
çocuğunu eğitme konusunda kendi doğrularını ve disiplin anlayışını uygular.
Ceza disiplinle aynı anlamı taşımamaktadır, sadece disiplin kurma yöntemlerinden
biri olarak kabul edilir. Disiplin daha geniş anlamıyla çocuğun zihinsel,
toplumsal ve duygusal gelişimindeki eğitiminde, onun yapıcı özellikler ve
özdenetime sahip olabilmesi için oluşturulan bir süreçtir. Bu süreçte anne ve
babalara düşen görev uygulamacı değil, fakat yol gösterici olmaktır ve ayrıca
çocuklarına kılavuzluk yapmaktır. Bu kılavuzlukta anne ve baba çocuğun
gösterdiği olumlu davranışları desteklemeli, olumsuzları ise gidermeye
çalışmalıdır. Bunu yaparken çocuğun gelişim dönemi ve yetenekleri göz önünde
bulundurulmalıdır. Çocuğun her şeyden önce anne ve babasının sevgisine ihtiyacı
olduğu unutulmaksızın çocuğa sevgiden yoksun olmayan bir özgürlük tanınmalıdır.
Çocuğa hiçbir özgürlük tanımayan disiplin "sıkı bir düzen" olarak karşımıza
çıkar. Özgürlük ve bu sıkı tutum arasındaki farklılığı anne ve babanın iyi
bilmesi gereklidir. Sıkı tutum düzeninde verilen eğitimde ceza ön plandadır ve
disiplin çocuğa nefes aldırmayan, bunaltan bir boyuta dönüşebilir. Çocuktan
yaşının üzerinde olgunluk beklenir, böyle bir düzende çocuğun aile ile ilişkisi
hep gerginlik içerir. Bu da disiplin eğitiminde klasik yapılan yanlışlardandır.
İyi bir disiplin yöntemi sadece kuralları çocuğunuza öğretmek demek değildir. Bu
kuralların çocuğunuz tarafından özümsendiğinden ve sindirildiğinden emin
olmalısınız. Eğer çocuk anne ve babasının yanında olmadığı zamanda öğretilen
kurallara uyuyorsa ve bu özdenetime sahipse istenilen amaca ulaşılmış demektir.
Eğer çocuk yalnızken kurallara uymuyor ve sadece ailelerinin yanında bu
kurallara uyuyorsa, anne baba tarafından verilmek istenen mesaj çocuk tarafından
alınmamış demektir.
Hepimiz çok iyi biliriz ki çocuklar çok kolay yanıltıp yönlendirebilme
yeteneğine sahiptirler. Anne ve baba çocuğuna güvenmeli ancak otoritelerini
çocuklarının yanında olmadığında da çocuğa benimsetmiş olmalılar. Bu da çok iyi
bir iletişimle sağlanabilir. Disiplinin bu modern kurallarını uygulamakta güçlük
çeken bazı aileler, çocukluklarında anne baba baskısıyla mutsuz büyümüş
yetişkinlerdir. Bu aileler çocukluklarında yaşadıkları katı tutumları
unutmadıkları için, aynı davranışları çocuklarına da göstermek istemezler ve
biraz da aşırıya kaçarak çocuklarının her isteklerine boyun eğmektedirler. Bu
tutumla yetiştirilen çocuk tahammül edilemez bir insan haline gelir, hatta
ileriki yıllarda çevresi tarafından sevilmeyen bencil bir insan olma tehlikesi
ile karşı karşıya kalınır. Bu "gevşek tutum" diyebileceğimiz eğitim biçiminin de
bir başka zararlı yöntem olduğu da kabul edilmektedir. Böyle bir durumda çocuk
ailesi tarafından kendisine verilen sınırsız hakları başkalarına ve çevreye
zarar verme onları rahatsız etme şeklinde uygulayabilir. Bu disiplin yönteminde,
çocuklarına çağdaş eğitim verdiklerini zanneden anne ve babalar hoşgörü ile boş
vermeyi birbirine karıştırmışlardır. Bazen çocuklarına sertleşme gösterseler de
kararsız davrandıklarından çocuklarını fazla etkileyemezler. Tutumları aşırı
hoşgörü ile sertleşme arasında gidip geldiklerinden "tutarsız tutum"
diyebileceğimiz yanlış bir tuzağa düşerler. Tutarsızlık anne ve babanın ayrı
ayrı her gün değişmesi olabildiği gibi, anne ve babanın birbirine çok aykırı
ceza ve eğitim davranışlarının çatışması şeklinde de olabilir. Bu durumda çocuk
davranışını nasıl düzenleyeceğini bilemez. Sonuç olarak disiplin çocuğa
davranışlarını düzenlemesini sağlayacak kendi davranışlarını yönetme becerisini
kazandırmak olmalıdır. Çocuğun eğitiminde en önemli pay sahibi aileler olduğu
için, ailelerin bunu göz önünde bulundurarak disiplin konusunda en sağlıklı yolu
bulmaları gerekmektedir.
(Kaynak: Çocuk ve Aile Dergisi, Bişeng Özdinç,12.02.2000 ve Dr. B. Spock, Çocuk
Bakımı ve Eğitimi)
Yuvaya Hazır Olma
Bir çocuğun okula hazır olduğunun en önemli işaretlerinden biri anneden
ayrılmada sorun yaratmaması ve kısa sürelerle de olsa evden ayrılmaya istekli
olmasıdır. Genellikle anneden ayrılmaya istekli olan çocuk konuşması diğer
yetişkinler tarafından da kolayca anlaşılabilen çocuktur. Parkta veya dışarıda
oynayan çocuklara ilgi gösterme de grup yaşantısına hazır olmanın önemli
işaretlerinden biridir. Çocuk bu oyunlara katılmadan sadece izlemek istese bile
bu ilgi çocuğun kendini yetişkinden koparabileceğini gösterir. Kuşkusuz tüm
bunların dışında çocuğun temel özb akım becerilerini de kazanmış olması gerekir.
Bu konuda çocuklar arasında önemli bireysel ayrılıklar olmakla birlikte yuvaya
başlamak için pek çok açıdan en uygun yaş yaklaşık 3 yaştır.
Okulöncesi eğitime başlama çocuk için stres yaratan bir olay olmamalıdır. Böyle
bir gruba katılma çocuk için anneden veya alıştığı bakıcısından ayrılma,
tanımadığı birine poposunu sildirme ve bir odada bir sürü çocukla bir arada
oynamayı başarma gibi pek çok farklı anlam taşır. Eğer yuva bu ayrılığın
etkilerini en aza indirerek başlarsa (örneğin başlangıçta annenin de bir süre
çocuğun yanında kalmasını sağlarsa) çocuk için uyum sağlama daha kolaylaşır.
Çocuk sonuç olarak orada kalacağını ve hiçbir çocuğun başında özel bir
yetişkinin bulunmadığını kavrayacak ve anneden vazgeçecektir.
Çocuğun yuvaya hazır olması kadar sizin çocuğunuzu yuvaya vermeye
hazır olup olmadığınız da önemlidir. Çocuğu yuvaya verdiğiniz için eğer,
yalnızlık, çaresizlik, suçluluk, kaygı, çocuğu kaybetme korkusu ve hatta öfke
gibi duygular yaşıyorsanız onlarla yüzleşin.
Enerjinizi, bu duygularla baş etmek için harcayın. Siz gözleriniz yaşarmadan
çocuğu yuvaya bırakabildiğiniz zaman çocuğun da bu ayrılıkla başa çıkabildiğini
göreceksiniz.
Çocuğu Gruba Alıştırmak İçin Öneriler
Çocukla birlikte birkaç kez yuvayı ziyaret edin ve onu öğretmeniyle tanıştırın
Çocukla bir hafta öncesinden ilk gün ve yuvadaki arkadaşları hakkında konuşun
Diğer çocukların da aynı kendi gibi olduğunu vurgulayın
Yuvaya ilk başladığı günlerde bir süre çocukla birlikte kalın ama bunun ne kadar
süreceğini çocuğa önceden bildirin ve
Çocuk daha önce yuvaya alışsa bile sözünüzde durun
Ayrılırken mutlaka “hoşça kal” deyin
İlk günler çocuğun sizi aramasına fırsat vermeden çocuğu erken alın
Mümkünse çok sevdiği bir oyuncağını yanında götürün
Çocuk, kimden en kolay ayrılıyorsa yuvaya onun bırakmasını sağlayın
Akşam eve dönerken o gün yaptığınız ilginç şeylerden söz etmeyin
Yuvaya alıştıktan sonraki ayrılık gözyaşlarını ciddiye almayın
Yuva Seçerken Nelere Dikkat Etmelisiniz!
Çocukların güvenliğine önem veriliyor mu? Yuva güvenli bir şekilde döşenmiş ve
gerekli önlemler alınmış mı?
Sağlıklı bir beslenme sağlanıyor mu?
Yuvanın atmosferi hoş ve eğlenceli mi yoksa gergin ve soğuk mu?
Beslenme ve uyku saatleri neye göre planlanmış? Çocuğun bireysel ihtiyacına göre
küçük değişiklikler yapılabiliyor mu?
Öğretmen 4 çocuktan biriyle ilgilenirken diğer üçünü nasıl bırakıyor?
Her çocuğa bireysel dikkat ve ilgi var mı?
Siz orda kalmak ister miydiniz?
Sizin ilk günler çocukla kalmanıza izin veriyorlar mı?
Haber vermeden her zaman ziyaret edebilmeniz mümkün mü?
Sabahleyin çocuğun ihtiyaçlarını bildirmek, akşamları da çocuğun o günkü
davranışlarıyla ilgili bilgi almak mümkün mü?
Eğitime ve duygusal gelişime verilen önem ve ağırlıkları nasıl? Bazı yuvalar
eğitime, bazıları da sosyal-duygusal gelişime daha fazla ağırlık vermektedirler.
Sizin tercihinize göre bir yuva seçin.
Öğretmenler mutlu mu, bir ekip çalışması izlenebiliyor mu?
Öğretmenler her koşulda çocukla oyunvari bir etkileşim içinde mi?
Çocuklar mutlu ve neşeli mi?
ANNE BABANIN FARKLI YAKLAŞIMLARI
Genelde anne babalar çocuğa davranışta tek bir çizgiyi tutturmakta zorlanırlar.
Ebetteki anne babanın farklı kişilik yapıları, yetişme tarzları, anlayışları ve
değişik farklılıkları olacaktır. Bu çocuğun yetişme ve zekâ gelişiminde iyi
yönde katkılar sağlayabileceği gibi, çocuğun eğitimi ve davranışlarının
yönlendirilmesinde anne babanın birbirinden habersiz veya tamamen farklı
yaklaşımları çocukların psikososyal gelişiminde büyük sıkıntılar
oluşturabilmektedir.
Genelde çocuğun gelişim aşamalarından uygun bir şekilde geçmesi ve onun yaşa
özgü eğitiminin tamamlanmasında anne babanın yaklaşımları ve çocuğu
yönlendirmeleri önem kazanır. Bütün bunları şu şekilde örnek vererek
açıklayabiliriz; Bir anne aşırı hoşgörülü olabilir, baba ise tam tersi disiplin
yönü ağır basabilir. Bu durumda çocuğun davranışları, konuşması, hal ve
hareketleri tamamen iki farklı kutup tarafından yönlendirilmeye çalışılırsa
çocukta davranış problemleri ve bazı psikolojik sorunlar yaşanabilir. Babanın
koyduğu kuralı annenin bozması veya tam tersi babanın hoşgörü gösterdiği bir
davranışa annenin sınır koyması genelde çocuğun davranış olarak kararsız,
çekingen, çelişkili ve tutarsız bir hale gelmesine neden olabilir. Çünkü çocuk
gelişimini ve davranışlarını anne babasından iyi yönde veya kötü yönde aldığı
uyarılar ile şekillendirir. Bu çocuğa yansıyan çelişkili ve tutarsız durum
çocukta değişik kaygı belirtilerinin ( tırnak yeme, tik, konuşma zorlukları,
uyku ve yeme bozuklukları vb.) ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.
Anne babaların mümkün olduğu kadar birbirlerini desteklemeleri, tutarsız
davranmamaları, çocuğun yanında birbirinin uygulamalarını eleştirmemeleri
gerekir. Bazı görüş farklılıkları olsa bile çocuğun olmadığı zamanlarda
konuşularak ortak görüşün çıkması ve ortak söz birliğinin sağlanması gerekir.
Çocuğun sağlıklı gelişiminde anne babaların birlikte, çelişkisiz ve tutarlı
olmaları çok önemlidir. Aksi takdirde bu farklılıklar ve anne babanın çelişkili
davranışları çocuk tarafından kullanılabilir. Çocuğun anne babayı yönlendirmesi
bu farklı tutumlardan dolayı kolaylaşabilir. Anne babaların ortak fikir ve görüş
birliği ile çocuklarını yönlendirmeleri gerekirken, tam tersi olarak çocuk, anne
babayı yönlendirebilir.
Bir başka noktada anne baba harici bir başka kişinin( genelde büyükanne,
büyükbabanın) anne babanın koyduğu kuralları ihlal eden veya zayıflatan
yaklaşımlarda bulunarak çocukların kurallara uymasını ve davranışlarının
şekillenmesini engellemesidir. Anne baba arasındaki iletişim ve ortak karar alma
mekanizması ne kadar iyi işler ve çocuğa yansıtılan davranışları ne kadar
birbiri tarafından desteklenirse o kadar sağlıklı ve normal psikososyal
gelişimli çocuklar olacaktır.
Burada şunu da belirtmek yerinde olacaktır, çocuklara yansıtılan davranışların
zaman aşımına uğrayarak değişikliklere uğraması uygun değildir. Yani anne bugün
koyduğu kuralı bir hafta sonra bozuyor veya tam tersi bir tutum izliyorsa (
sebepsiz Cem gerekli bir neden olmadan ) bu durum da çocukların gelişimini kötü
yönde etkiler. Çünkü çocuk bir hafta önce tepki almadığı bir davranıştan bir
hafta sonra tepki aldığını görürse bu onun kendine güvenini azaltır, onu
çekingen, tedirgin ve kaygılı birisi haline getirir. Yani çocuğun çevresinden (
aile, arkadaş, okul ve öğretmen, sosyal çevre ) devamlı tutarlı davranışları
görmesi önemlidir. Bu konuyu ileri bir tarihte daha ayrıntılı incelemeyi
düşünüyoruz.
CEZALANDIRILMA ŞEKLİ
Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata
hazırlamak ve onları iyi yönlendirebilmek her anne babanın temel hedeflerinden
bazılarıdır. Devam eden hayat içerisinde çocukların gerektiği şekilde iyi
özellikler kazanması, bazı yönlendirmeleri gerektirmektedir. Anne babanın her
davranışının, yorumunun olaylar karşısındaki tavrının ve tepkisinin çocuk
üzerinde bir etkisi vardır. Anne baba - çocuk arasındaki etkileşim devam eden
çok önemli bir süreçtir. Ve bu etkileşimin kalitesi neredeyse çocuğun bütün
hayatını etkiler. 6 aylık bir çocuk bile iyi bir şey yaptığında anne babanın göz
teması ile onu desteklemesi veya kaşlarını çatarak istemediğini belli etmesi bir
ödül -ceza şeklidir. Aslında günlük akıp giden hayat içerisinde anne babalar
farkında olmadan çocuklarını ödüllendirmekte veya cezalandırmaktadırlar.
Bazı durumlarda ise çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en
önemlisi bunu tekrarladığı zaman anne babaların tepkisiz kalması o yanlışın
devam etmesini sağlamaktadır. Zamanında müdahale edilmeyen hata devam edecek
veya şekil değiştirebilecektir. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki
ortaya koyması veya tutarsız bir şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı
artırmakta ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
Ayrıca devamlı kontrol edilmeye çalışılan ve bu kontrol havası içerisinde
gerginliğe itilen çocuklarda da psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği göz
önünde tutulmalıdır. O nedenle bebekken dahi anne babanın çocuğa uyguladığı
cezalandırma şekli önemlidir. Ve çocuğun kişilik gelişiminde, sosyal gelişiminde
ciddi tesirler bırakır. O nedenle biz çocuk psikiyatristlerini endişelendiren
önemli noktalardan biriside bu konuda anne babaların bilinçsiz bir şekilde
uygulamalarda bulunmasıdır. Genelde çocukların yaşları ve yaptıkları hataların
büyüklüğüne göre cezalandırılmaları uygun olmak ile birlikte genel yaklaşımları
şu şekilde sıralayabiliriz.
Cezalandırmanın aşamaları ve özellikleri nasıl olmalıdır
1- Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekilde ise
uyarı şeklinde (bu da bir cezalandırmadır ) anne babanın müdahalede bulunması
gerekir. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması şeklinde de olabilir. Bu
çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.
2-Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ve/veya tekrarlayan hatalar ise çocuk ile
yaşına uygun bir şekilde bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu,
davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık
olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir.
3-Yapılan hatanın devamı durumunda, hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba
tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak, çocuğa yönelik aşırı
tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı
halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Burada da çocuğun yaşı
önem kazanmak ile birlikte anne babanın bu durumu onun ile konuşma tarzı ve
üslubu önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına
dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verecektir. İlerleyen
dönemlerdeki ilişkiyi zedeleyecektir.
4- Konuşma ve söylenen cezalandırılma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda
anne babanın ısrar ile bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Burada Hemen şunu
belirtelim; anne babalar kesinlikle yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa
söylememeli, ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları
zamanda hafifletici sebepler ile bir karşılık sonucunda affetmelidirler ( örn:
ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa, odanı toparlarsan senin cezanı
affedebilirim demek gibi ). Cezalandırmanın şekli ise burada önem kazanmaktadır.
Biz çocuk psikiyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi, çocuğun sevdiği
şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması
son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedelemekte ve
ortamı daha gergin hale getirmektedir. Veya erken yatma, odasında yalnız olarak
iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılmacıda
uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve
özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir.
5-Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne
babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda
davranış bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite
durumu, çocukluk çağı depresyonları, uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor
olabilir.
Ek olarak şunu söylemek gerekir anne babanın cezayı takdim şekli, daha önceleri
çocuğa verdikleri eğitim, anne baba harici etkili kimselerin durumu(büyük anne
büyük baba vb ) , sosyal çevrenin özellikleri, okul çevresi, anne babanın
birbirlerinin desteklemeleri, anne babanın kişilik yapıları, çocuğa olan
yakınlık dereceleri, arkadaş çevresi, büyük veya küçük kardeşin tutumu, anne
babanın daha önce tutarlı cezalandırma şekilleri vb. gibi birçok etken ile
çocuğun davranışları, cezaya verdikleri tepki ve cezalandırılma sonucu elde
edilen başarı durumu değişecektir.
ÇALIŞAN ANNE VE ÇOCUK
Günümüzün hayat koşullarında anneler bazı durumlarda babalar kadar yoğun bir iş
temposu ile çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Çalışan annelerin genelde
kafalarında onların zihnini meşgul eden bir kaç önemli soru vardır '' Acaba
çocuklarımla yeterince ilgilenebiliyor muyum? Çocuklarım ihmal oluyor mu?
Çalışmasam daha mı iyi olur? Hem çalışıp hem de çocuklarım ile nasıl
ilgilenebilirim?'' Bütün bu sorulara anneler kendilerince cevap vermekte ve asıl
doğru olan konusunda bazen tereddüde düşmektedirler. Kimi zaman anneler
çocukları için mesleki ve kariyer hayatlarını sonlandırmakta, kimi zaman da
kendilerinin sonradan memnun kalmayacağı kararlar vermektedirler. Çalışan
annelerin bazıları ise çocukları için yapabilecekleri her şeyi yapmalarına
rağmen ''acaba daha başka neler yapmalıyım ?'' gibi soruları kendilerine
yöneltmektedirler. Bütün bunların yanı sıra çalışan annelerin yapması
gerekenleri söylemeye çalışalım.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki çalışmayı ve mesleğini çok
seven annelerin çocukları için mesleklerini bırakmaları anneleri kötü bir
şekilde etkilemektedir. Bu türlü annelerin mesleki hayatlarını devam ettirerek
aynı zamanda çocukları ile ilgilenmeleri yerinde olur.
Bütün anne adaylarının çalışmaya başlamadan veya meslek seçmeden önce özellikle
kendilerine ve çocuklarına vakit ayırabilecekleri ve çok fazla fiziksel olarak
zorlanmayacakları meslekleri seçmeleri gerekmektedir. Çok yoğun ve fiziksel
olarak çok ağır işlerde çalışan annelerin veya anne adaylarının kendilerine bile
vakit ayıramadıklarını gözlemlemekteyiz. Bununla birlikte ek olarak bir çocuğun
bakımını üstlenmek ve ev işlerinde kendine düşen görevleri yerine getirmek bu
türlü işlerde çalışan anneler için oldukça sıkıntılı olmaktadır.
Çalışan annelerin daha çocukları doğmadan önce mümkün olduğu kadar işlerini
ayarlayarak özellikle hamileliğin son aylarında ve doğumdan sonraki dönemde
kendiişlerinin elverdiği ölçüde mümkün olan bir zaman dilimi için (bu zaman
dilimi kişinin işi ve işyerine göre 6 ay ile 3 yıl arasında değişebilir)
işlerine ara vermeleri gerekmektedir. Çocuğun neredeyse bütün hayatını
etkileyecek dönem olan 0-3 yaş arası dönemin çocuk için ve çocuk -anne ilişkisi
açısından çok önemli olduğu unutulmamalıdır. Bu dönemde ki anne çocuk
ilişkisinin önemli olduğu ve birinci planda çocuğun bakımının anne tarafından
yapılması gerekliliğini ne kadar vurgulasak azdır.
Özellikle hemen işe dönmek zorunda olan annelerin çocukları için bu durum stres
etkeni olarak sayılmaktadır. Hemen işe dönmek zorunda olan anneler için bu
dönemde çalışma saatleri dışında çocuğun bakımı ve sevgi ihtiyacının anne
tarafından mümkün olduğunca eksiksiz yapılması çok önemli olmaktadır. Gündüz
bakıcı veya akraba yanında olan çocuk için akşamları anne ve baba ile geçirilen
önemli bir zaman dilimi olmakta ve dolu dolu geçirilmesi gerekmektedir. Çocuğun
ilgi ve sevgi ihtiyacının karşılanması birçok önemli psikiyatrik problemin
oluşmaması için gereklidir.
Çocukların yaşları büyüdükçe yapılan faaliyetler ve geçirilen ortak zamanlardaki
aktiviteler değişmekle birlikte çalışan anne ve babaları için en temel
tavsiyemiz şu olmaktadır; Çocuklarınız ile aklamaları ve hafta sonları dolu dolu
vakit geçirmelisiniz. Bu geçirilen vakit hem anne hem baba hamda ikisi ile
birlikte olmalıdır. Eğer çocuğun gündüz anne ve babasından alamadığı ilgi, sevgi
ve şefkat ihtiyacı akşamları da telafi edilmezse o zaman çocuklarda birçok
psikiyatrik sorunun oluşması için zemin hazırlanmış olmaktadır.
Burada yapılan bir hata ve bir örneği vermek istiyorum ; '' Ayşe ilkokul 1.
sınıfa gitmekte ve anne babası çalıştığı için gündüz anneannesinin yanında okul
harici bulunmaktadır. Ayşe sabah okula gitmekte ve öğle vakti okuldan
anneannesinin yanına geldiğinde yemeğini yiyerek, biraz dinlendikten sonra
derslerine çalışmaktadır. Anneannesinin yanında çok rahat olmasına karşın
akşamın olmasını iple çekmekte ve anne babası ile yapacağı şeyleri
beklemektedir. Akşam olduğunda Ayşeci anne veya baba bulunduğu yerden alarak eve
getirir. Ayşe annesi ile okulda neler olduğunu konuşmak isterken, anne Ayşe''yit
babanın yanına göndermekte ''haydi benim işim var yemek yapıyorum babanın yanına
git zaten çok yoruldum '' gibi bir söz söylemektedir. Ayşe kırılan umuduna
rağmen babanın yanına gitmekte babası TV de haberleri izlediği için yarı uyur
vaziyette ciddiye almadan Ayşeci dinlemekte daha doğrusu dinliyormuş gibi
yapmaktadır. Ayşe konuşurken babanın gözü TV de ve Ayşe'ye sadece kısa cevaplar
vermektedir. Ayşe her şeye rağmen yine babası ile konuşmaya çalışmakta ve ona o
gün olan olayları anlatmaya çalışmaktadır. Babası ise günlük olaylar arasında
Ayşe ye çok fazla yer ve imkân vermemektedir. Derken yemek hazır oluyor ve yemek
yendikten sonra Ayşe'ye ''hadi sen biraz ders çalış bakalım '' denmekte ve
Ayşe'nin akşam anne ve babası ile geçireceği zaman ve konuşacağı şeyler suya
düşmektedir. Daha sonra Ayşe'nin uykusu gelmekte ve sabah erken kalktığı için
erkenden yatmaktadır. '' Bu örnekte Anne ve baba çalışmalarına karşın Ayşe ile
yeterince ilgilenmemekteler ve vakit ayırmamaktadırlar. İlerleyen dönemlerde
Ayşe'de birçok psikiyatrik sorun oluşabilir.
Hemen belirtmeliyiz ki çalışan annelere mümkün olduğunca babaların yardımcı
olması gerekmektedir. Çocuk bakımını ve ev işleri sorumluluğunu sadece annelere
bırakmak çok büyük bir haksızlıktır. Babaların çalışan annelere yardımcı olması
onların ev ile ilgili görevlerine yardım etmesi, çocuk bakımı, eğitimi konusunda
yardımcı olmaları gerekmektedir.
Çalışan anne ve babalara şu önemli notu iletmek gerekir; Çocuk ile geçirilen
vaktin miktarı önemli değil, o vaktin kalitesi önemlidir. Yani nice çalışmayan
anneler vardır ki çocukları ile çoğu zaman beraberdirler ama çocuklarına
yeterince kaliteli ilgi ve sevgiyi veremezler. Aynı şekilde nice çalışan anneler
vardır ki akşam çocuğu ile geçirdiği çok kaliteli 5-10 k lığ vakit ile çocuğun
ilgi ve sevgi ihtiyacını karşılayabilir.
Okul Öncesi Çocuğu Kimdir?
Çocuklar bir günde bebeklikten okulöncesi döneme geçmezler. Siz çocuğunuzun ne
kadar aksi ve işbirliğine girilmesi ne kadar zor bir çocuk olduğunu düşünüp
durur ve bu duruma üzülürken bir süre sonra çocuğunuzun gerçekten büyümüş
olduğunu, bir bebek gibi değil de bir çocuk gibi davrandığını fark edersiniz. En
azından günün büyük bir kısmında böyle davranır. Bir çocuğu çocukluk dönemine
sokan asıl değişmeler 2,5 – 3,5 yaşları arasındaki değişmelerdir.
Bir okulöncesi çocuğu dil gelişimi sayesinde artık daha az şey yapmaya daha çok
şey söylemeye başlar. Becerileri artar ve daha çok şeyi başarır. Daha çok şeyi
başardığını hissettikçe kendini daha çok içinde yaşadığı dünyanın bir parçası
sayar ve o dünyayı genişletmek için daha çok zaman ve enerji harcar. Çocuğunuzun
kendi kendine soyunma, yemek yeme ve ayakkabılarını giyme gibi becerileri
arttıkça size daha fazla zaman kalır; ancak bu kez de kalan zaman çocuğun
büyüleyici zihin gelişimini keşfetmek ve izlemekle geçer. Günden güne daha çok
şeyi hatırladığını, daha önce öğrendiği bir şeyi unutmayıp yeni bir durumda
kullandığını, isteklerini ertelemede zorlandığını ama seçim şansı verildiğinde
basit seçimleri yapabildiğini görürsünüz.
Okulöncesindeki çocuklar kendi etkinliklerini yetişkinlerin yaptığı gibi,
hareket, düşünme ve duygulanım olarak ayrıştıramazlar. Bedenlerini kendileri
olarak düşündükleri için bedenin gücü ve ne ölçüde etkili kullanıldığı her iki
cinsiyet için de önemlidir. Bedeniyle yaptığı bir işte başarısız olan çocuk
kendini tümüyle başarısız hisseder. Kendi gücünü bilmek, kendini ortaya koymak
ve başarabileceklerini görmek ister. Yürüyebildiğini bilir, fakat ne kadar hızlı
yürüdüğünü görmek ister, tırmanabildiğini bilir, fakat gördüğü bir duvara
tırmanıp tırmanamayacağını merak eder. Bilek kuvvetiyle kaldıramadığı bir eşyayı
omzuna kuvvet vererek kaldırabileceğini görür. Deneyimleri sonunda bizim için
sıradan olan pek çok şeyi keşfeder. Örneğin, ayaklarını bir araya getirerek topu
durdurabileceğini, avuç içinde ıslak kumu taşıyabileceğini fakat kuru kumu
taşıyamayacağını, bayır aşağı koşabileceğini oysa bayır yukarı koşamayacağını,
bir tahtanın üstünde elleri iki yana açık olarak yürüyebileceğini fakat lolipopu
ağzına koymak istediğinde düşeceğini yaşayarak öğrenir.
Bedeni ve zihni birlikte hareket ettiği için televizyonda dörtnala giden atları
gördüğünde kendisi de odada öyle koşar, bağırır, zıplar ve yerinde duramaz.
Duygularını da hala bir ölçüde bedeniyle ifade etmeye devam ettiği için kızınca
ağlayıp kendini yere atabilir. Sevgisini göstermek için gelip sık sık sizi
öpebilir. Bu davranışlar içindeki bir çocuk, özellikle kalabalık yerlerde bu tür
duygu gösterimleri sebebiyle utandırılmamalı ve fiziksel ceza uygulanmamalıdır.
Bir okulöncesi çocuğa sahip olmanın en zor tarafı, onun duygularını,
düşüncelerini ve davranışlarını kabul etmek ancak onu incitmeden bunların uygun
biçimde nasıl ortaya konulacağını öğretmektir.
ÇOCUK CİNSEL GELİŞİMİ
Anne babaların genelde kendilerini çaresiz hissettikleri konuların başında
çocukların cinsel gelişimi ve bu konuda çocuğun gösterdiği davranışlar ve
konuşmalarıdır. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki çocuğun normal psikososyal
gelişimi içerisinde araştırma, merak ve bununla birlikte öğrenme çok önemli bir
yer tutar. Yani bu konuda anne babaların çocuklarını doğru bir şekilde
yönlendirmeleri ve çocuğun normal gelişiminde ve ileriki hayatında sıkıntı
olmaması için gerekli adımları atmaları gerekir.
Çocuklar genelde 2-3 yaşlarından itibaren ilgilerini önce kendi cinsel
organlarına ardından çevredeki cinsel konulara yöneltirler. Bu normal bir
psikososyal gelişim sürecidir. Bununla birlikte bu konular ile ilgili anne
babaya sorular gelir. Bu sorular konusunda anne babalara temel olarak şunu
öneriyoruz; Çocuğun yaşına uygun bir şekilde merak edilen konuyu veya yapılan
davranışı açıklamaya çalışmak gerekir. Ama asla yalana ve anlaşılmaz yollara
başvurmadan, sade ve anlaşılabilir örneklerle bunu anlatmaları gerekir. Bu
açıklamalarda çocuklar ancak yaşları ve birikimleri ölçüsünde bir şeyler
anyalabilirler. Anne babaların sorular karşısında paniğe düşmesi, cevap
vermemesi veya çok karışık açıklamalar yapması, çocukları daha da meraklandırır
ve bu konuyu halletmez. Anne babaların çocuğu bu konularda terslemeleri veya
çocuğun sorusu karşısında çocuğa yanlış ve tutucu tavırları çocuğun cinsel
gelişimini kötü yönde etkiler. Bu sorular ve aşamalar genelde her çocuk için
ayrı zamanlarda gelişir ve çevre faktörleri ile değişir. Örneğin başka bir
anneyi çocuğuna süt verirken gören çocuk bu konuda merakını anne babasına
yönelik sorulara ve oyunlarına yansıtır. Bu konudaki merakının giderilmesini
bekler. Bu durum onun normal bir sürecidir.
Anne babalar çocuklarının bazı davranışlarını uygun olmayan davranışlar olarak
algılayabilirler. Örneğin 2-3 yaşındaki çocuğun kendi cinsel organı ile oynaması
(çok aşırı olmamak şartı ile ) , evde çıplak dolaşmaya çalışması, annenin ve
babanın veya başka insanların cinsel organlarını merak etmesi normal sınırlarda
sayılır. Bu türlü davranışlar çocuk yargılanmadan ve suçlanmadan yönlendirilmeye
çalışılmalıdır. Olur, olmaz yerlerde olmayan cinsel davranışlar sergileyen
çocuklar ile bu durum yine aynı hassasiyet gösterilerek konuşulmalı ve bu
durumun uygun olmadığı anlatılmalıdır. Çocuğun bazı davranışlarına aşırı tepki
ortaya koymak ve aşırı önemsemek o davranışı pekiştirir. O nedenle aşırı
tepkiden kaçınmak ve o davranışı aşırı derecede büyütmemek gerekir.
Çocuğun başkalarının cinsel organlarına ilgi göstermesi durumunda buraların
kişilere özel yerler olduğunun ve bu durumun karşıdaki kişiyi rahatsız
edebileceği söylenmelidir. Aynı şekilde kendisinin de özel yerlerine
başkalarının dokunmasının da yanlış olduğunu ve bu konuda kişilere saygı
gösterilmesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocuğun bazı konularda gereğinden fazla
bilgilendirilmesi ve uygun olamayan bazı şeyleri görmesi, çocukta cinsel olarak
çok erken uyarılara neden olabilir. Bu durum çocuğun cinsel gelişimi açısından
mahsurlu olabilir.
Çocukların cinsel eğitimi ve süreci yaşa uygun alınan bilgiler ve
öğrenilen konular ile ergenlik yıllarına kadar sürer. Bu durumda kız çocuklar
için anne, erkek çocuklar için baba iyi bir öğretici olur. Eğer bazı konularda
gerekli eğitim verilmez ise çocukta etraftan duyduğu yanlış şeyler veya gereksiz
bilgiler ile kendisini sıkıntıya sokabilir. Eksik kalan eğitim ve bilgilendirme
çocukta yanlış düşüncelere, korkulara ve ilerleyen yıllarda sorunlu bir cinsel
gelişime neden olabilir.
Çocukların gelişimi sürecinde cinsel konular veya yaşa uygun meraklar yerini
anormal ve çok abartılı uygun olmayan cinsel davranışlara bırakırsa veya bu
durum çocuğun oyunlarında çok farklı ve sıra dışı bir şekilde ortaya çıkarsa, o
zaman bazı sorunlar var demektir. Bu durumda anne baba veya başka birinin yaşa
uygun olmayan cinsel eğitiminin veya küçük bir ihtimal de olsa çocuğa yönelik
cinsel istismarın olabileceği akla gelmelidir. Bu konuda anne babaların uyanık
olmaları gerekir. Bir çocuk psikiyatrikti ile durumu değerlendirmeleri gerekir.
Çocukları hakkında anne babalar gerektiğinde çocuk psikiyatrisinden yardım
almayı ihmal etmemelidirler.